|
TUS benzeri
bir sınav sanırım modern dünyada yok. Batı ülkelerinde de
doktorlar uzmanlık eğitimi şansı elde edebilmek için çeşitli
yollarla sınavlara tabi tutuluyorlar. Briçoklarında fakülte
bitirme notları esas alınıyor, tamamlayıcı sınavlar yapılıyor.
A.B.D.’de birkaç aşamadan oluşan merkezi sınavlar var; o
sınavlardan alınan puan ile insanlar anabilim dallarına bireysel
başvurular yapıyorlar. Uzmanlık eğitimi adayları kişisel
görüşmelerle mesleğe uygun olup olmadıkları değerlendirilerek
uzmanlık eğitimine alınıyorlar.
Ülkelerin
sosyokültürel düzeyleri kendi çözümlerinin oluşmasına yol
açıyor. Söylemeye çalıştığım eğer bizim ülkemizde de kişilerin
mesleki ilerlemelerinde (uzmanlık bir terfidir) akrabalık
ilişkileri, kişisel ilişkiler, hemşehrilik, alt kimlik gibi
özellikler (yani kısacası TORPİL) yeterlilikten önce gelmeseydi
uzmanlık öğrencisi seçimleri fakültelerin ana bilim dallarına
bırakılabilirdi. Oysa işlerin öyle yürümediğini hepimiz
biliyoruz.
Ben tıp
fakültesine 1983 yılında girdim. Yukarıda söz ettiğim kriterlere
göre hiçbir torpilim bulunmadığı için tıp fakültesinde ihtisas
yapma şansımın hiç olmadığını düşünürken bir mucize oldu; Eylül
1987’de TUS başladı. Üniversite kliniklerinde büyük kıyamet
koptu. Çünkü oyuncakları ellerinden alınıyordu. “Çalışacağımız
insanların seçimini yapmak bize nasıl yasaklanır?”, diyorlardı.
Bu seçimi o güne dek adil bir şekilde yapmış olsalardı TUS’a
gerek kalmayacağını hiç düşünmüyorlardı. TUS’dan önce
torpillilerin, hoca yakınlarının, beyaz Türklerin ihtisas
yaptığı üniversite kliniklerine “halk çocukları” girmeye
başladı. O tarihten itibaren Türkiye’de uzman hekim kalitesi de
giderek arttı. Kerameti kendinden menkul uzman hekimlerin yerini
yavaş yavaş okuyan, bu işi hak eden insanlar almaya başladı. Ben
de bu şansı sanırım iyi kullandım ve bu ülkenin en iyi genel
cerrahi kliniklerinden birisinde ihtisas yaptım.
Türkiye’de
ezelden beri her partinin muhalefette iken eğitim politikası
vaatlerinin başlıca söylemi Ö.S.S.’nin kaldırılacağı ve herkese
yüksek öğretim olanağının verileceğidir. Çünkü üniversiteye
giremeyen çoğunluk için bunu Ö.S.S. engellemiştir; yani Ö.S.S.
kötüdür. Oysa yüzbinlerin başvurup ancak binlerin kavuşabileceği
bir hedef için başka çözüm yoktur. Çünkü lise mezunu herkesin
üniversite eğitimi alması olanaksızdır ve gereksizdir; bu ülkede
tekniker vb. ara insan gücüne ihtiyaç üniversite mezununa olan
ihtiyaçtan fazladır. Nitekim muhalefette iken Ö.S.S’ye atıp
tutanlar iktidara geldiğinde ancak bazı minör değişiklikler
yapar, sınavın ana hatlarına dokunamazlar. Bunun en son örneğini
O.K.S’de yaşadık. O.K.S. kalkacak diye kıyametler kopartıldı
oysa bence O.K.S kalkmak bir yana birken üçe çıktı. Söylemeye
çalıştığım şudur:
1.
Tıp
fakültesi mezunlarının tamamının ihtisas yapmasına imkan yoktur.
Çünkü pratisyen hekime ihtiyaç hiç bitmeyecektir.
2.
Bugünün
koşullarında uzmanlık öğrencisi seçimi konusunda TUS herkes için
iyi bir çözümdür. (torpilliler hariç)
3.
Bazı
mantıksızlıkları olabilir, zaman zaman yanlış sorular çıkabilir
(artık bu soruları iptal ettiriyoruz) ama özü iyidir ve
gereklidir.
4.
TUS’da
bazı aksaklıkların olması TUS’un kaldırılmasını değil daha
iyileştirilmesini gerektirir.
5.
Soru
sayısı yani çözünürlüğü artırılabilir, birkaç aşamaya
çıkartılabilir ama TUS adildir; bilgisayara torpil işlemez.
6.
TUS’un
zorluğu bu ülkenin en kaliteli insanlarını kendi içinde
yarıştırmasıdır. Elbette TUS’u kazanmayı hedefleyenlerin hepsi
kazanamayacaktır (bizden yardım alanların bile hepsi
kazanamıyor) ama bu uğurda ölmeye değer diye bir laf vardır;
elbette bu mecaz, ölmeye değil ama çaba harcamaya değer.
7.
TUS’un
en iyi tarafı sınırsız giriş hakkı olmasıdır.
8.
Kazanamayanlar şöyle düşünmeli “elimden geleni yaptım, belki
şimdi olmadı ama ilerde olabilir. Demek ki kazananlar benden
iyiydi, çok üzülmeye gerek yok”. Kazananların daha torpilli
olduğunu düşünmekten daha az yıkıcı olacaktır.
9.
Dilerim
hak edenler kazansın.
10. TUS
olduğu müddetçe öyle olmaya devam edecektir.
Herkese sevgi
ve saygılarımla...
Prof. Dr. Anıl
Çubukçu |