GENEL CERRAHİ KONU+SORU KİTABI
Prof. Dr.
Anıl ÇUBUKÇU



 

Her zaman bu ülkenin yetiştirdiği en bilgili, en duyarlı haliyle en kaliteli meslek grubunun hekimler olduğuna inandım.

Bu kişiler tıp fakültesi öncesinde okudukları okulların en iddialı öğrencileri. Kendilerinin ve ailelerinin ideali olan bu mesleğe ilk adımlarını atabilmek için lise hayatları boyunca yoğun bir fedakarlık gösteriyorlar. Ülkemizin bu seçkin insanları bir kere en başta üniversite seçme sınavı aracılığı ile bir seçime tabi tutuluyorlar. Zorlu tıp eğitimi boyunca altı yıl içinde eleme süreci devam ediyor. Sağlık sistemimizin yüceltmediği pratisyen hekimlik ile yetinmek istemeyen bu iddialı insanların hemen hepsi uzman hekim olmak istiyor. Ve sonunda tıp fakültesini bitirebilenler belki de hayatlarının en zorlu sınavı ile karşı karşıya kalıyorlar.

TUS benzeri bir sınav sanırım modern dünyada yok. Batı ülkelerinde de doktorlar uzmanlık eğitimi şansı elde edebilmek için çeşitli yollarla sınavlara tabi tutuluyorlar. Briçoklarında fakülte bitirme notları esas alınıyor, tamamlayıcı sınavlar yapılıyor. A.B.D.’de birkaç aşamadan oluşan merkezi sınavlar var; o sınavlardan alınan puan ile insanlar anabilim dallarına bireysel başvurular yapıyorlar. Uzmanlık eğitimi adayları kişisel görüşmelerle mesleğe uygun olup olmadıkları değerlendirilerek uzmanlık eğitimine alınıyorlar.

Ülkelerin sosyokültürel düzeyleri kendi çözümlerinin oluşmasına yol açıyor. Söylemeye çalıştığım eğer bizim ülkemizde de kişilerin mesleki ilerlemelerinde (uzmanlık bir terfidir) akrabalık ilişkileri, kişisel ilişkiler, hemşehrilik, alt kimlik gibi özellikler (yani kısacası TORPİL) yeterlilikten önce gelmeseydi uzmanlık öğrencisi seçimleri fakültelerin ana bilim dallarına bırakılabilirdi. Oysa işlerin öyle yürümediğini hepimiz biliyoruz.

Ben tıp fakültesine 1983 yılında girdim. Yukarıda söz ettiğim kriterlere göre hiçbir torpilim bulunmadığı için tıp fakültesinde ihtisas yapma şansımın hiç olmadığını düşünürken bir mucize oldu; Eylül 1987’de TUS başladı. Üniversite kliniklerinde büyük kıyamet koptu. Çünkü oyuncakları ellerinden alınıyordu. “Çalışacağımız insanların seçimini yapmak bize nasıl yasaklanır?”, diyorlardı. Bu seçimi o güne dek adil bir şekilde yapmış olsalardı TUS’a gerek kalmayacağını hiç düşünmüyorlardı. TUS’dan önce torpillilerin, hoca yakınlarının, beyaz Türklerin ihtisas yaptığı üniversite kliniklerine “halk çocukları” girmeye başladı. O tarihten itibaren Türkiye’de uzman hekim kalitesi de giderek arttı. Kerameti kendinden menkul uzman hekimlerin yerini yavaş yavaş okuyan, bu işi hak eden insanlar almaya başladı. Ben de bu şansı sanırım iyi kullandım ve bu ülkenin en iyi genel cerrahi kliniklerinden birisinde ihtisas yaptım.

Türkiye’de ezelden beri her partinin muhalefette iken eğitim politikası vaatlerinin başlıca söylemi Ö.S.S.’nin kaldırılacağı ve herkese yüksek öğretim olanağının verileceğidir. Çünkü üniversiteye giremeyen çoğunluk için bunu Ö.S.S. engellemiştir; yani Ö.S.S. kötüdür. Oysa yüzbinlerin başvurup ancak binlerin kavuşabileceği bir hedef için başka çözüm yoktur. Çünkü lise mezunu herkesin üniversite eğitimi alması olanaksızdır ve gereksizdir; bu ülkede tekniker vb. ara insan gücüne ihtiyaç üniversite mezununa olan ihtiyaçtan fazladır. Nitekim muhalefette iken Ö.S.S’ye atıp tutanlar iktidara geldiğinde ancak bazı minör değişiklikler yapar, sınavın ana hatlarına dokunamazlar. Bunun en son örneğini O.K.S’de yaşadık. O.K.S. kalkacak diye kıyametler kopartıldı oysa bence O.K.S kalkmak bir yana birken üçe çıktı. Söylemeye çalıştığım şudur:

1.    Tıp fakültesi mezunlarının tamamının ihtisas yapmasına imkan yoktur. Çünkü pratisyen hekime ihtiyaç hiç bitmeyecektir.

2.    Bugünün koşullarında uzmanlık öğrencisi seçimi konusunda TUS herkes için iyi bir çözümdür. (torpilliler hariç)

3.    Bazı mantıksızlıkları olabilir, zaman zaman yanlış sorular çıkabilir (artık bu soruları iptal ettiriyoruz) ama özü iyidir ve gereklidir.

4.    TUS’da bazı aksaklıkların olması TUS’un kaldırılmasını değil daha iyileştirilmesini gerektirir.

5.    Soru sayısı yani çözünürlüğü artırılabilir, birkaç aşamaya çıkartılabilir ama TUS adildir; bilgisayara torpil işlemez.

6.    TUS’un zorluğu bu ülkenin en kaliteli insanlarını kendi içinde yarıştırmasıdır. Elbette TUS’u kazanmayı hedefleyenlerin hepsi kazanamayacaktır (bizden yardım alanların bile hepsi kazanamıyor) ama bu uğurda ölmeye değer diye bir laf vardır; elbette bu mecaz, ölmeye değil ama çaba harcamaya değer.

7.    TUS’un en iyi tarafı sınırsız giriş hakkı olmasıdır.

8.    Kazanamayanlar şöyle düşünmeli “elimden geleni yaptım, belki şimdi olmadı ama ilerde olabilir. Demek ki kazananlar benden iyiydi, çok üzülmeye gerek yok”. Kazananların daha torpilli olduğunu düşünmekten daha az yıkıcı olacaktır.

9.    Dilerim hak edenler kazansın.

10.  TUS olduğu müddetçe öyle olmaya devam edecektir.

Herkese sevgi ve saygılarımla...

Prof. Dr. Anıl Çubukçu