TUS un en
sevdiğim belki de tek sevdiğim yanı, sizlerle birlikte olmam
için bana fırsat yaratması.
Benden
köşem için yazı istendiğinde heyecanla zeytin ve elmanın sağlık
ile ilişkisini ortaya koyan yazılar gönderdim. Neden zeytin ve
elmayı seçtim, nedeni ülkemizin bu ürünlerde dünyada başa
güreşiyor olmasıydı. Derken, yazılar yayınlandı, bir de baktım
ki, değerli hocalarımın çoğu tusla ilgili yorumlar ve tüyolar
içeren yazılar göndermiş ve yayınlatmış. Ben kursiyer olsaydım,
kendimin yazısını okuduğumda herhalde üstadın karnı acıkmış veya
manavlıktan doktorluğa geçiş yapmış diye düşünürdüm. Her neyse
lafı uzatmadan TUS'u bir de Levent hocanın ağzından dinleyin.
Tıp fakültesinde örenci veya intörn iken asistanlara (özellikle
istediğimiz bölümde ise) gıpta ile bakardık ve bu adamların
tuz(s)u kuru derdik. Zira akılda tutulması gereken o kadar şey
vardı ki. Durum sadece yirmili yaşlarımın belkide en güzel
yıllarını ders çalışarak geçirmek demek değildi. Stresle ders
çalışırken, Ankara'nın karlı ve soğuk kış gecelerinde
ayaktayken, genellikle pozitif olmama rağmen, "ya olmassa"
düşünceleri nefesimi keserdi. Her insanın hayattan tustan
beklentileri farklı, gelir durumları, sosyal geçmişleri farklı,
ihtiyaçları ve bunların karşılanmasındaki gerçekçilik farklı
olduğundan en yakın arkadaşlarımla bile dertleşirken dahi beni
"tam anlamadıklarını düşünürdüm". Bu anlardan kurtulmada can
simidinin bir iki kelimede saklı olduğunu acı şekilde öğrendim:
SABIR ve AZİM.
Yazılarda dertleşmek, gerçekleri paylaşmak isteyen bir
arkadaşınız var. Adı Levent. O sizden biri.